Zeytinci Kerim Bey'in izdivacı - Dr. Zehra GÜNGÖR
- Zeytin Hasadi Dergisi
- 22 Ağu 2025
- 4 dakikada okunur
Gözlerinizi bir sağa bir sola döndürüşünüzden ve meraklı meraklı sağ el işaret parmağınızı şakağınıza dayayıp, tam tamına 183 dakika bir an bile aklınızdan çıkarmadan beni düşünmenizden ve bacak bacak üstüne atıp sağ ayağınızı mütemadiyen öne arkaya sallayarak, kendi çapınızda bir rüzgâr estirmenizden, bu arada etrafınızda olup bitenleri hiç dikkate almamanızdan ve bir kadeh rakı içip çeneniz açıldıktan sonra yavaş yavaş işaret parmağınızı şakağınızdan çekip on metre uzaktan tek başınıza yemek yediğiniz restoranın garsonuna beni işaret etmek için kullandığınızdan ve “kim bu adam?” diye sorduğunuzdan beri, beni ve geçmişimi daha yakından tanımak istediğinizi hissettim; hissetmekle birlikte de gayet emin oldum tabii, içgüdülerime dayanarak. Durun, acele etmeyin, size kendimi ve hikâyemi tek tek anlatacağım. Adım Kerim. Soyadım Neyerim. Yaşım 55. Doğma büyüme Egeliyim. Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde doğdum, orada yaşıyorum. Varlıklı sayılacak bir ailenin hayatta kalmış tek oğlu olduğum gibi o ailenin de yaşayan tek ferdiyim. Diğer kardeşlerim doğdukları gibi ölmüşler. Çok şükür elim ayağım tutuyor. Her yıl on beş bin ağaçlık zeytinliğime gözüm gibi bakar, zeytinleri toplar, sıktırır, tenekelere doldurtur ve satarım. İki ay çalışır, 10 ay yatarım. Allah razı olsun, mahsulün “yok yılı”nda bile bana 12 ay yetecek kadar para kalır, rahat ederim. Günlerimi Orfanoz’un kahvesinde kahve içip, gelen gidenle muhabbet ederek geçiririm. Babam ben lisedeyken sizlere ömür. Ben evlenmedim. Anacığım da babamdan sonra bir daha evlenmedi. O gün bu gün anacığımla oturdum. O da geçen yıl sizlere ömür. Sağlığında beni evlendirmeye hiç kalkışmadı desem yalan olmaz. Biz halimizden memnunduk, ana oğul yaşayıp gidiyorduk. Bakın yalanım yok, onun ölümü beni bir hayli sarstı. Aylardır kendime gelemedim. “Kerimmm!” diye yan odadan seslenişini duyacakmışım gibi geliyor hep. Şahika bekliyor beni şimdi kapılarda. Anacığım gitti gideli tek dostum. O da bir hayli yaşlandı ya. Uzun zaman önce kısırlaştırdığımız için onun da mürüvvetini görmüş değilim. Kediler köpeklere benzemiyor. Çok ilgilenmesen de kendilerine bakıyorlar. Onun için Şahika ha var, ha yok. Soğuk kış gecelerinde yatağımı ısıtıyor, iyi oluyor. Ama ben öyle miyim, ya? Anacığımın ilgisini muhabbetini hep arıyorum. Nasıl bir deli rüzgârı olur bizim buraların bir bilseniz. Öyle rüzgârlı ve soğuk gecelerde hep bir kadın isterim yatağımda. Şahika’dan öte yatağımı ısıtacak birini ararım, Şahika yetmez. Anacığımın ölümünden sonra bu bana daha da çok koydu. O sağken, ilişirdim onun yorganının altına. Yorganların dili olmalı diye düşünürüm. Ben de istemez miyim beni hoş edecek bir kadınla aynı yatağı paylaşmayı. Onun o körpe bacaklarını okşamayı, dudaklarına dokunmayı. Saçlarını sakin sakin karıştırmayı. Sonra onun da beni hoş etmesinin hazzına varmayı. Bizim buralarda kış mevsimi çok zor geçer. Dedim ya bir poyraz patladı mı, hava olduğundan da buz keser. Poyrazın iliklerime kadar işleyen soğuğunu kadınımın o körpe bedeninden çıkan alevlerle dindirmek isterim. Bir keresinde, anneciğimin sağlığında bir kıza gönlüm kaymıştı. Sevmiştim onu, hatta âşık olmuştum, ama anneciğim kızın bana uygun olmadığını, bu güzelliğiyle beni aldatabileceğini bile söylemişti, karşı çıkmıştı o dünyalar güzeli kızla evlenmeme. Ne de olsa o benden daha iyi bilir diye anneciğimi dinlemiş, ona hak vermiştim. Sonra konu komşu bir iki kız daha gösterdi ama onları da ben beğenmedim. Anneciğimin yokluğu unutulmaz, onun yerini kimseler dolduramaz, ama bir can yoldaşına da ihtiyacım var tabii. Yaşça çok genç olmasa da 40’lı yaşlarda bir öğretmen hanımla beni tanıştırdılar. Akşam bizim buralardaki balık lokantalarından birinde yemek yiyelim, birbirimizi tanımak için iyi olur dedim. Melek Hanım Ayvalık Lisesi’ne yeni atanmış bir matematik öğretmeniydi. O yaşına kadar o da kimselerle evlenmemiş. Bizim Arif’in işlettiği Cunda Yosun Restoran’da iki kişilik yer ayırttım. Bir de tembih ettim Arif’e, özel bir misafirim olduğunu, ilgide kusur etmesin çocuklar, diye kulaklarını burmasını istedim. Tam zeytin hasadı bitmiş, yağ sıkmak için fabrika fabrika dolaştığım bir gündü. E haliyle taze yağ kokusu üstüme çökmüş. Kırklansan da bu mevsimde zeytinyağı kokusu üstünden çıkmaz. Bizim buralarda yağ kokusu Süleyman Ferit Bey’in “Altın Damlası Kolonyası” gibi gelir insana. Bu da Kerim’in misk-ü amberi işte… Zeytinyağı kokusu, pirina, sabun, kostik kokusu zeytincinin özel rayihasıdır, Melek Hanım da benimle evlenecekse alışmalıdır bu kokulara. Yıkansan da kurtulamazsın, o yağlar tenekeye doluncaya kadar. İşte tam da o mevsimde Melek Hanımla ilerde bir izdivaca doğru yelken açar mıyız diye buluştuk. Melek Hanım bir tepki vermedi, herhalde kokumdan rahatsız olmamıştı. Benim bir başka alışkanlığım daha var. Çocukluğumdan beri yemeğe başlamadan önce sofrada gözlerimle iki rekât namaz kılarım. Rabbimin bize verdiği nimetlere şükretmek için bunu hiç aksatmam. O gün de bu alışkanlığımı unutmadım, gözlerimle namaza durdum. Arif bardaklarımıza su doldurdu. Ben namazdan önce bir yudum su içtim, sonra bardağı kafama diktim. Melek hanıma da çaktırmamaya çalışıyorum ya, kadın matematik öğretmeni, cin gibi. Konuşmaya yelteniyor, ben sağıma selam duruyorum, o susuyor, bir daha bir şey diyecek oluyor ben soluma selam duruyorum, gene susuyor. Böylece karşılıklı suskunluk içinde beş dakika geçirmişiz. Ellerimi yüzüme sürdüm, şükrettim, çatalımı peynire daldırdım, başladım yemeye. Bir beş dakika da peynir ve kavun yemekle geçirmişim, Melek Hanıma aldırmadan. Biraz açlığımı bastırınca kafamı kaldırdım ki Melek Hanım, çatalı belinden kavramış, dimdik tutmuş, dişleri uzamış bir şeytana dönmüş adeta. Meğer on dakikadır beni izliyormuş. Hiçbir şey demeden konuya girdim. “Evlenelim Melek Hanım. Ben sizden elektrik aldım,” dedim, yekten. Bu kadar uzun süre benim keyfimi beklediyse bu iyi bir kadındır diye düşündüm. Kadın hoşuma da gitti, yalan yok. Sonra da “Hadi ne duruyorsunuz Melek Hanım yesenize siz de” dedim. Melek Hanım sustu, şeytan konuşmaya başladı: “Kerim Bey, nesiniz kimsiniz bilmiyorum ama siz üç bilinmeyenli bir cebir problemi gibisiniz. X’leriniz, Y’leriniz, Z’leriniz gırla gidiyor. Kerim Bey, ben beş rekât akşamı çoktan kıldım kalkıyorum, siz daha ikindiyi bitiremediniz. Bu evlilik yatsıda başlar, sabah namazında biter. Onun için bana müsade” dedi ve sofradan kalktı. Hoppala! Melek de diğerleri gibi hayatımdan kanatlanıp gitti. Anneciğim bir kez daha haklı çıktı. Bu da melek değil, diğerleri gibi şeytan. Beni konuşturmadı bile. Bunca yıl bekârlığına ve yaratanına sığınmış tertemiz bir adamım, anlamadı beni, bir de tahsilli, matematik öğretmeni olacak! Bana “aylak aylak ballı kaymak” diyor, mahallenin çocukları. Kaymak gibi adamım da benim nerem aylak. Kadının çok okumuşu iyi olmuyor. Ah anacığım, okuması da yazması dayoktu. Ama bana kimin uygun olacağını bilirdi. Nasıl aramam onu. Burnumda tütüyor.









Yorumlar