top of page

Zeytin hasadı için mimarlık - Yaşam hasadı için mimarlık-Vedat Tokyay- Mimar


      Mimarlığın tamamıyla yaşama dair bir uğraş olduğuna inanmışımdır. Bir süsleme sanatı veya iktidara güç verme aracı değil, tümüyle insana ve insanların üretimlerine adanmış bir uğraştır. Bunu Ayvalık kenti özelinde ve 19. yüzyıl kesitinde anlayalım. Benim tezim, zeytinyağı ve sabun üretimi ve ticaretinin hem kentsel dokunun hem de tek tek mimari yapıların şekillenmesinde başat bir rol oynadığıdır.      Hepimiz biliyoruz ki, 19. yüzyıl Ayvalık limanı, Batı Anadolu limanları arasında İzmir’den sonra ikinci büyük limandı. Ayrıca zeytinyağı ve sabun üretiminde de Osmanlı’nın en güçlü endüstriyel kentiydi. Öyle ki, 19. yüzyıl sonuna doğru fabrikalarda buhar enerjisi kullanılmaya başlanmıştı. Yıllık 600 gemilik bir kapasiteyle Avrupa’ya zeytinyağı ve sabun satan bu kentin sosyal yaşamı da çok zengin olmalıydı.      Güçlü ekonomik yaşamın sosyal yanının Ayvalık kentine nasıl yansıdığını mimari doku aracılığıyla bakalım. Endüstri sahil boyunca gelişiyordu, ancak sahilde sadece fabrikalar yoktu. Sahil boyunca fabrikaların yanısıra Yunan Konsolosluğu ile bazı konakları, çağdaş bir oteli (Yorgola Han), liman bölgesine geldiğimizde de Yorgola ve Gonat isimli gazinoları, arka planda tüccarları ağırlayan otelleri, Kanelo rıhtımına geldiğimizde ise bir dizi gazinonun devamında 20. yüzyıl başında yapılan Kanelo isimli dönemin en büyük kafeteryasını görüyorduk. Açıkçası çok zengin ve karma bir kentsel doku ile karşı karşıyaydık ve insanlar eğlenmeyi, kumarı ve para harcamayı seviyorlardı. Ayrıca, kadınlar da evden çıkıyor ve sosyal yaşamın içine giriyorlardı.      Peki sahil kıyısındaki fabrikaların arkasındaki sokaklarda neler vardı? Depolar, sigorta acentaları, ticari ofisler ve dükkânlar… Hepsi de farklı farklı mimari biçimlerde… Depolar oldukça sağır ve kapalı iken ofisler, sigorta acentaları ile zeytinyağı, sabun satan dükkânlar olabildiğince saydamdır. Burada, Anadolu’nun hemen hiçbir yerinde göremeyeceğimiz “TAŞ İSKELET” yapı tekniği ile karşı karşıyayız. Taş iskelet tekniği, mimarlık dünyasında Gotik mimarlığın uçan payandaları ve büyük-yüksek vitray pencereleriyle ile gelişmiştir. Osmanlı mimarlığında ise Romanesk’i, Barok’u görürüz ama Gotik mimarlık hiçbir şekilde gelişmemiştir. Demek ki, Ayvalık’ta çalışan bu yapı ustaları veya mimarlar bu yapı tekniğini Avrupa’dan öğrenmişlerdi.      Dükkânlar ve ofisler, en az iki cephelerini vitrin yapabilmek üzere böylesi bir yapı tekniğini uygulamışlardır. Bu “Taş İskelet” tekniğinin konut mahallelerinde de kullanıldığını görüyoruz. Kolonların yuvarlak kesitli, alt ve üst başlıklarının ise dekoratif taştan yapıldığını biliyoruz. Barbaros ve 13 Nisan gibi mahallelerde, bazı konutların zemin katlarında dükkânlar veya tek katlı dükkânlar vardı. Bu dükkânların saydam cepheleri de aynı “Taş İskelet” yapı tekniğiyle yapılıyor, bu saydamlık kısmen konut yapısının üst katına da yansıyordu. Yani betonarme yapı tekniğinin taş ile yapılan biçimiyle karşı karşıyaydık.                                       Peki zeytin, konut yapılarında başka hangi köklü değişikliklere neden olmuştur?                            Birincisi, hemen hiçbir Anadolu kentinde görmediğimiz İKİNCİ KAPI konusu, ikincisi de DEVE DAMLARI…                                                                                         Anadolu Türk Mimarlığında, konut kompleksi içinde üretim yapılırdı. Ya hayat denilen yarı açık mekânlarda ya da bahçede…  Ama hiçbir zaman evden bağımsız ve kapalı bir üretim mekânına ikinci kapıdan girilmezdi. 19. Yüzyılda fason üretim Ayvalık’ın mahallelerinde yapılırdı. Çünkü her bir ailenin mutlaka bir zeytinliği olduğu gibi mevcut fabrikaların üretimi, Ayvalıklı tüccarların ihracat kotalarına erişemiyordu. Yani her evin ana kapısının yanında duran İKİNCİ KAPININ ardında zeytin, zeytinyağı veya sabun üretimi yapılıyordu. Bu üretim mekânının arkasındaki küçük bahçe ise zeytinin depolanmasına yarıyordu. İkinci kapının arkasındaki üretim mekânının ailenin evine ait olduğunu kanıtlayan ise, ana giriş holüne üretim mekânından yapılan giriş kapısıydı.      Böylece karma konut anlayışının geliştiği Ayvalık’ta, bazı evler zemin katlarında dükkânları barındırırken bazıları da İkinci Kapı ile ailenin sanayi üretimini evlerinin zemin katında yapıyordu. Bunun için ya ailenin tüm bireyleri veya evin reisi fabrikada çalışıyorsa, kadınlar ve çocuklar çalışırdı.     19. yüzyıl Ayvalık’ında, zeytinin tarladan üretim yerine taşınması için traktörler yoktu. Zeytinliklerden endüstriyel bölgeye zeytinin ulaşımını develer yapıyordu. Peki, develerin, onları gündüz güneşten koruyacak, gece de konaklamalarını sağlayacak bir barınağa gereksinimleri yok muydu? Vardı, çünkü develer çok değerliydi ve bu kadar zeytinin at veya eşek ile taşınması olanaksızdı. O zaman, evlerinin yanına devenin yüksekliğini hesaba katan yüksek çatılı, tek mekânlı, taş duvarlı, ahşap çatılı, kiremit kaplamalı DEVE DAMLARI yaptılar.                                                                                                                                                                                         Aslında, yukarıda andığımız ve zeytin sayesinde ortaya çıkan bu Mimari Özellikler, zeytinyağı üretimi artık eskisi gibi Ayvalık kentinin içinde yapılmadığından dolayı çok kentli için çok yeni bilgiler. Çünkü sözünü ettiğimiz bu 3 özelliğin, TAŞ İSKELET SAYESİNDE SAYDAMLIK, İKİNCİ KAPI ve DEVE DAMI’nın, artık günümüzde karşılıkları yok. Ama bu mekânlar restore edilerek yaşama kazandırılırken öyle bir yöntem izlenmeli ki, insanlar kentin eski 19. Yüzyıl kültürünü anımsasınlar. Taş iskelet yapıları tuğla ile doldurarak ucube cepheler elde etmeyelim, tam tersine büyük cam vitrinlerle geçmişi canlandıralım.  İkinci Kapıların arkalarını ofis, atelye, resim galerisi gibi üretime dayalı mekânlar yapalım. Deve Damlarını da, ara kat ekleyerek standart bir Ayvalık evine benzetmek yerine olabildiğince saydam ve yüksek mekânlar elde edelim.                                                                                                                                                                          Sözünü ettiğimiz mimari özellikler en majör olanları… Ferforje çiçekliklerden kapılara, zeytin işlemeli cephe madalyonlarından taş, demir veya ahşap payandalara kadar daha yüzlerce özgün yapı detayı var Ayvalık yapılarında. Önemli olan restorasyonlarımızda yabancı detayları değil bunları kullanmak ve yapıları ölümsüzleştirmektir.       Bir de unutmayalım ki, kenti kent yapan tek tek yapılar değil hepsinin bir araya getirildiği kentsel dokudur. Maalesef 70’li yıllarda fabrika üretimlerinin sonlandırılmasıyla birlikte, özellikle Atatürk caddesi üzerinde yer alan bir dizi zeytinyağı ve sabunhane yapısı yıkılmış, yerlerine çirkin ve niteliksiz yapılar yapılarak Ayvalık’ın kentsel özgün kimliği yara almıştır.      Sadece Gümrük Meydanı ile Kız Sanat Okulu arasındaki endüstriyel peyzaj bölgesi kısmen korunmaktadır. Ancak bu bölge de, insanların gidemediği, erişemediği bir sahil hattının üzerindedir. Kentli, özellikle Sefa Mahallesi'nden Cunda sahiline kadar sahil kıyısı ile Atatürk Caddesi arasındaki bölgenin mimari olarak yeniden ele alınmasını istemektedir. 19-20. yüzyıllar, Zeytin Hasadı için Mimarlık ise 21. yüzyıl, Yaşam Hasadı için Mimarlık olacaktır.     Kentli, Çamlık’tan Cunda’ya kadar kesintisiz bir deniz kıyısı yaya yolu istemektedir.     Kentli, tamamen yayalara ait, otoların altından geçeceği bir Cumhuriyet meydanı istemektedir.     Kentli, Gümrük Meydanı’nın otoparktan arındırılmasını, Kanelo rıhtımından yürüyerek Gümrük Meydanı’na ulaşmayı ve bu meydanın bir Ortaköy meydanı gibi cıvıl cıvıl olmasını istemektedir.     Kentli, Ayvalık’ın ulaşım sorununun çözülmesini istemektedir.

     Tüm bu soruları yanıtlayacak tek şey, Ulusal Mimarlık yarışması sonucunda elde edilecek, Ayvalık’ın arzu ettiği çağdaş bir Kentsel Dönüşüm Planıdır.

*5 adet görsel (Taş iskelet, 2. Kapı, Dükkânlar, Restore edilen bir Deve Damı, Yorgola- Gonat kafeleri)


Yorumlar


  • Instagram
  • Facebook
  • X

Dilek ve önerileriniz için bize yazabilirsiniz.

bottom of page