Zeytin ağacının etnobotaniği -Dr. Funda AKÇAY KOÇ
- Zeytin Hasadi Dergisi
- 15 Eyl 2025
- 3 dakikada okunur
Adalar Kenti olarak da anılan Ayvalık’ımıza bağlı adalardan on dokuzunu içine alan, zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olan “Ayvalık Adaları Tabiat Parkı”, ülkemizin en büyük Tabiat Parkı ve tek deniz parkı olma özelliğini taşır.
Akdeniz ikliminin görüldüğü Ayvalık’ta 600 bitki çeşidi bulunmaktadır. Bu bitkilerden 300’den fazlası bölge insanları tarafından tanınmakta ve çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Bu türler içerisinde dünyada sadece Ayvalık’ta bulunan dört endemik bitki ile birlikte, endemik olmayan ancak Türkiye’nin diğer bölgelerinde nadir olarak bulunan ve koruma altında olan altı bitki türünün yayılış gösterdiği kayıtlar altındadır. Yaygın olan ağaç türü Kızılçam olmakla birlikte Ayvalık’ın en büyük geçim kaynaklarından biri olan zeytin, ilçe arazisinin yaklaşık %70’ini kaplar. Zeytin, Zeytingiller (Oleaceae) familyasının bir üyesidir. Cins adı olan Olea Antik Yunanca yağ anlamına gelir ve gıda değeri yüksek olan zeytinyağına işaret eder. Varlığının on binlerce yıl öncesine dayandığı düşünülen zeytin ağacı, geçmişten günümüze kadar kültürel yaşamın her alanında önemli bir yere sahip olmuştur. Birçok mitolojik anlatıda, kutsal kitaplarda, destanlarda zeytin ağacından sıkça söz edilmiştir. İnsanlık tarihi boyunca zeytin barışın, bereketin, adaletin, bilgeliğin, erdemin, zaferin, aklın, arınmanın, yeniden doğuşun, kutsallığın da sembolü olmuştur. Bitkilerin yerel halk tarafından kullanımını inceleyen “etnobotanik” bilim dalı çok geniş bir yelpazeye sahiptir. Antik çağlardan günümüze kadar gelen arkeolojik kalıntılar sayesinde M.Ö. 3000 yıllarında bile zeytin ve zeytinyağının ilaç, gıda, aydınlatma, kutsama, temizlik, savaş malzemesi, güzellik, yakacak, tabak, kaşık, çatal, tespih, kolye gibi el sanatları, sabun, gübre gibi birçok amaçla kullanıldığı görülmektedir. Tıbbın babası kabul edilen Hippokrates başta olmak üzere İbni Sina, Dioscorides ve Galenos gibi tarihte yaşamış ünlü tıp bilginlerinin el yazması eserlerindeki tedavi reçetelerinde zeytinyağı önemli bir yer tutar. Hippokrates’ın ölümünden sonra derlenen Hippokrat Külliyesi içindeki çoğu reçetede zeytinyağı kullanıldığı, özellikle cilt hastalıklarının tedavisinde zeytinyağının yaygın olarak yer aldığı görülür. Mide hastalıklarında az miktarda zeytinyağı içildiği, yara ve yanıkların tedavisinde cilde sürüldüğü, zeytinyağında bekletilen birçok bitki özünün enfeksiyonlarda kullanıldığı reçeteleri de mevcuttur. Hippokrates zeytinyağının hijyen malzemesi olarak kullanılmasını da önermiştir. Yıkanmayanların kirlerinden arınabilmeleri için vücutlarını zeytinyağı ile ovmalarını salık vermiştir.
Günümüzde ise Ayvalık’ın kırsal mahallelerinde kapısı çalınan hemen her evde, bu sayılanlara ek olarak zeytin ağacının daha farklı kullanımlarıyla karşılaşmak mümkündür. Tüm yağlar içinde en sağlıklısı olarak bilinen zeytinyağının yemeklerde gıda olarak ve kantaron yağı yapımında kullanılması yanında, zeytin ağacının, farkında olmadığımız günlük hayatın alışkanlıklarına dönüşmüş kullanımları öylesine yaygındır ki. Ayvalık kırsalında tezim için giriştiğim araştırmalarda, insanların, atalarından öğrendikleri ve gelecek kuşaklara aktarmak istedikleri kullanım özelliklerini bitmez bir sahiplenmeyle anlattıklarını görmüştüm. Hatırlayalım. Ayırdına varamasak da zeytin ağacının odunundan yapılmış mobilyalarda otururuz örneğin. Yemeklerimizi zeytin ağacının odunundan yapılan tahta kaşıklar ile pişirir, şöminelerimizde ya da sobalarımızda zeytin odunu ve pirina (zeytin çekirdeği) yakarız. Saça renk vermesi için zeytin meyvesinin kınaya katılması vazgeçilmeyen alışkanlıklardan bir tanesidir. Hayvanlara yedirilen zeytin yapraklarının besleyiciliğinin yanı sıra, süte, yoğurda ve peynire verdiği aroma, Ayvalık süt ürünlerini benzersiz kılan en önemli özelliğidir. Zeytinyağından yapılmış sabunun, temizlenmenin yanında cilde sağladığı faydalar saymakla tükenmiyor. Zeytin çekirdeğinden ve ağacından yapılan kolyelerin, tespihlerin, boncukların psikolojik rahatsızlıkların birçoğunun rehabilitasyonunda alternatif tıbbın önemli önerileri olarak değerlendirildiğini pek azımız biliyor maalesef. Her türlü yara - yanık, eklem ve kas ağrılarında zeytinyağının ve kantaron yağının iyileştirici etkilerini hayranlıkla izleriz. Özen gösterilmesi gereken şeylerden bir tanesi de, zeytin ağacına dair geleneksel birçok bilginin çoğu sözlü olarak hatırlanmakta olduğu ve bu bilgilerin çok az bir kısmının yazılı olarak kayıt altına alındığıdır. Ölümsüzlüğü kutsanan zeytin ağacına ait bu kadim bilgilerin, ölümlü insanoğluyla birlikte toprağa karışmasının önüne geçmek gerekiyor. Zeytinin Etnobotaniği, işte tam da burada öne çıkmaktadır. Atalarımızdan bize kalan bu geleneksel mirası çocuklarımıza yazılı olarak aktarabilmek, hayatımızın her anında yaşanan, yaşanacak olan her şeyin sessiz tanığı zeytin ağacının kıymet bileni olmak, her zamankinden daha fazla önem taşıyor.









Yorumlar