Mübadil Bir Ailenin Torunu Afet Çeşit'in Anlattıkları-Hümeyra GÜCÜK
- Zeytin Hasadi Dergisi
- 23 Eyl 2025
- 3 dakikada okunur
Büyükbabam Hacı Mehmet’e Kalaycıoğulları’ndandı, derlerdi. Midilli adasının Yera nâhiyesine bağlı, şimdi adı Skopelos olan Üsküplü kariyesindenmiş. Aynı köyden Ayşe hanımla evlenmiş ve amcam Ahmet, babam Süleyman (doğumu 1914), halam Nefise dünyaya gelmişler.
Hacı Mehmet Ağa Midilli adasındaki köyünde zeytincilik yaparmış. 1923 yılında ailesiyle birlikte mübadeleyle Ayvalık’a geldiğinde, kendisine Karluca mevkiinde bir zeytinlik ile Sakarya mahallesindeki balıkçı evlerinden bir ev verilmiş. Bu mahalleye Midilli adasının Yera nâhiyesinden gelen mübadiller yerleştirilmişti ve o, ailece bu evde yaşamış, 1932 yılında da vefat etmiş.
Babaannem Ayşe Hanım, Ahmet amcam ile yaşamaya devam etmiş. Ahmet amcam Sabuncugiller’in fabrikasında meydancıymış. Zeytin çuvallarının giriş çıkışından sorumluymuş. Amcam 1938 yılında evlenmiş, Metin ve Pembe adında çocukları olmuş. Altı yıl sonra hanımı Tayyibe Hanım vefat edince, babaannem çocukların bakımını üzerine almış.
Babam Süleyman 1934 yılında yirmi yaşındayken askerliğini Milas’ta yapmış. Annemden daha sonraları duyduğuma göre, Milas’ta askerliği süresinde civarındaki bütün tarlalara zeytin dikim ve aşılama yapmış ve o yörenin zeytinciliğinin gelişmesinde öncü olmuş. Askerliğini tamamlayıp Ayvalık’a döndüğünde, Darmar ailesinde kâhyalık yapmış, son derece dürüst, çalışkan ve yardımsever bir insanmış.
Babamın ve annemin ailesi birbirleriyle Midilli’nin aynı köyünden akrabaymışlar. Bu yüzden babam sıklıkla onların Sakarya mahallesindeki evlerine gidip her türlü işlerini yaparmış.
Annemin babası Salih dedem de Midilli adasının Yera nâhiyesine bağlı, şimdi adı Skopelos olan Üsküplü karyesindenmiş. Orada yıllarca bekçilik yapmış ve mübadeleyle geldiği Ayvalık’ta da Sabuncugiller’de bekçilik yapmış. Birinci hanımı Hatice Ayvalık’ta doğum sırasında vefat edince dedem tek çocuğu Fatma (doğumu 1923) ile ortada kalmış.
Anneannem Şerife Hanım, Meliha ve Mustafa adlı iki çocuğuyla Midilli adasından mübadele ile Ayvalık’a gelmiş ve dedem Salih beyle 1926 yılında Ayvalık’ta evlenmişler.
Annem Ayşe 1927 yılında dünyaya gelmiş. Üç yıl Cumhuriyet İlkokulu’nda okumuş. O zaman Cumhuriyet İlkokulu’nun bahçesi denize kadar uzanan geniş bir alanmış.
Babam dedemlerin evine gide gele annemi görmüş ve onu beğenmiş. Annem ile babam nişanlanınca, annem terzi Nebiye hanımın yanında çeyizini hazırlamaya başlamış. Çok güzel bir genç kızmış. Babam annemin güzelliğini kıskanırmış. Annem evlendiğinde on dokuz yaşındaymış. Gençliğinde çok maharetli bir hanımmış. Peynirleri tahta rafların üzerinde zeytinyağıyla tenekelere bastırır, üzerlerine tat versin diye biber serperdi. Makarna, tarhana yapardı ve kazanlarda zeytinyağlarını kaynatır sabun yapar, tahta kasalara gazeteler serer üzerine kaynattığı sabunları akıtır ve donmasını bekler, donunca da testereyle keserdi. Bizim “tapta” dediğimiz bir tatlı vardı, annem okuldan geldiğimizde onu önümüze koyardı, bayıla bayıla yerdik.
O zamanlar zeytinliklere develerle yayan gidilirmiş. Babamın bir de eşeği varmış en önde eşek arkada develer sıra sıra, zeytin çuvalları develere yüklenirmiş.
Annem yıllar içinde çok maharetli bir terzi olmuştu. Önce biz dört kardeşe (Mehmet, doğumu 1948, Emine, doğumu 1950, Mine, doğumu 1953 ve ben Afet, doğumu 1961) giysiler dikmeye başlamış, daha sonra bunu meslek olarak ilerletmişti.
Babaannemi hatırlamıyorum, vefat ettiğinde iki yaşındaymışım. Ablam Mine, Cumhuriyet İlkokulu’nda okurken her okul çıkışında babaanneme uğrar ve babaannem ona ekmek peynir, ara sıra da cep harçlığı verirmiş. Bayramlarda kırmızı mavi elbiselik kumaşlar, yünler alırmış. Annem de yünlerden Mine’ye hırkalar örer, kumaşlardan da bayramlık elbiseler dikermiş. Babaannem kendi kazancıyla torunlarını yedirir, içirir ve giydirirmiş. Babaannem vefat ettiğinde ablam Mine on yaşındaymış ve o sabah babaannemin kapısından ayrılmamış okula gitmek istememiş, bunu hâlâ hatırlar.
Ablam Emine anılarında şöyle anlatır: Babaannem her yemek yaptığında bahçe duvarından bizlere de verirdi. Su böreğinin nasıl yapıldığını onu mutfakta izleyerek öğrenmiştim. Kendisi çok çalışkan, neşeli, etrafına neşe saçan bir kişiydi. Bazen Fehmi Sabuncugil’in hanımı Müzeher hanıma su böreği yapmaya giderdi ve ben de onunla beraber giderdim. Evi deniz kenarında çok güzel bir Rum eviydi. Müzeher hanım çok alçak gönüllü bir hanımdı ve o da arada babaannemi ziyarete gelir hem kahve içer hem de sohbet ederlerdi.
Eczacı Nilgün Keskin babaannem ile ilgili bir anısında şöyle der: “Ben Nilgün Keskin, 1949 yılında doğdum. On yaşındaydım Ayşe abla benim anneannem Beraat hanıma gelir, ince hamurlar açar, mangal ateşinde kaynayan tencerelere birer birer atıp haşladıktan sonra aralarına sadeyağı sürer, lor peynirli veya bazen de kıymalı nefis su börekleri yapardı. O arada ben de Ayşe ablanın yanında otururdum ve bana masallar anlatırdı. 1962’de ben İstanbul’a okumaya gitmiştim. 1964’te annem Nevhiz Darmar’dan Ayşe ablanın vefat ettiğini duyduğumuzda bizler hepimiz sanki bir aile ferdimizi kaybetmişiz gibi üzülmüştük.”
Ablam Mine’ye adını, Nevhiz Darmar koymuştu. Babam ile olan bir anısını ablam Mine şöyle anlatır: “Annem komşularına gezmeğe gittiği zaman ben babamla oturur sohbet ederdim. Ona en sevdiği yumurtalı ekmek ve poğaçalar yapardım. Onun eşeğine de her zaman ben bakardım. Onu kaşağılar, temizlerdim. Bahçelerimizde sulama için kuyu suyu kullanırdık. Babama sulamada yardım ederdim. Bir gün bir Kış vakti annem minik bir oğlağı evin içine aldı ve ona hep ben baktım. Bahçelerimizde ördekler, tavuklar, horoz besledik, çok mutlu bir çocukluk yaşadık hepimiz.”
Babam Aralık 1979’da vefat ettikten sonra annem ve ablalarım, ağabeyim hep birlikte babamdan yadigâr zeytin işini devam ettirdik. Annemin 17 Ocak 2017’de vefatından sonra da devam ediyoruz.









Yorumlar