top of page

Ayvalık bekle, sana geliyorum-Fatih TÜRKMENOĞLU

    Bir yerin adı geçince insanın içi “cız” eder mi?

    Bir, üç, beş; aradan geçen bunca yıla rağmen üstelik, hâlâ cız cız cız!

    Bence bizimkisi geç kalmış bir aşktı. Ama daha evvel olamazdı ki. Nitekim olamadı; önce ben çok gençtim, Ayvalık benim için fazla durgun ve yaşlıydı. Hafiften geçmiş yüzyıla göz kırpan ruhum bile kendini bırakamamıştı. E o zaman Bodrum vardı, Rodos vardı, Mikonos falan vardı. Dans lazımdı, hareket lazımdı. İstanbul bizi sabahlara kadar şaşırtırdı…

    Dar sokak, eski ev; nereye kadardı?

    Belki üç, belki beş kez ziyaret etmişimdir gençliğimde. Birkaç kez ailemle, daha küçükken; sonra da gazeteci olunca işler için. “Hoş, fena değil, tabii tabii,” yorumlarıyla, çekimi bitirip, ruhumu da hızlıca yanıma alıp, olay mahallini hep terk ettim.

    Sonra başka bir takvim yılında, ben de otuzlarıma gelmişken, bambaşka bir buluşma gerçekleşti. O zaman tüm benliğimi saran bir ağ gibi, inceden ruhuma sinen bir aşk oldu işte. Ayvalık ve ben, artık bir elmanın iki yarısı, zeytinin meyvesi ve çekirdeği, havanın oksijeni ve hidrojeni oluverdik. Hem de çaktırmadan, doğallıkla, öylesine…

    Bakın anlatayım olayların nasıl cereyan ettiğini…

    Benim bin yıllık dostum Zeynep Kazancıgil, iki taraftan da Ayvalıklı. “Midilli-Ayvalık mübadele belgeseli çekmek istiyorum, bu işi beraber yapalım mı,” diye sordu. Gazeteciyim, okuyan bir televizyoncuyum; mübadele falan biliyorum biraz ama “biraz” sadece.

    “Bakarız, ilginç proje,” dedim. Hafiften de geçiştirdim. Malum insanın o yaşlarda işleri başından aşkın oluyor. Projeler, davetler, seyahatler…

    Kader!

    Olmayanı oldururlarmış.

    Sonsuza kadar çalışmayı planladığım NTV’den atıldım. Kanalımızın efsanevi CEO’su Nuri Çolakoğlu da ayrıldı. Pat diye beni aradı, “CNN TURK’e başlıyoruz, bana biraz zaman ver,” dedi. Bir anda, artık vaktim vardı. Yıllardan beri ilk defa hem de. Hem işsiz hem ufukta işi olan bir genç televizyoncuydum, bir gün bile yerinde duramazdım, durmamalıydım da!

 

    “Alo Zeyneeeep, şu senin projeyi detaylı konuşalım mı? Saat 3’te Bebek Kahve’de buluşalım hadi!”

    Bir hafta sonra Ayvalık’taydık. Yalı Pansiyon’a yerleştik. Bir aylığına. Ben, Zeynep, kameraman Okan, asistanımız Mehmet. Elimizde onlarca kitap, röportaj yapılacak yüzlerce mübadil çocuğu, torunu; hatta o tarihte bizzat kendisi…

    Bir ay değil, üç ay kaldık. En güzel kareler, en sıkı röportajlar birbirini kovaladı. Bu arada her geçen gün, benim Ayvalık aşkım bir ilmek daha büyüdü.

    Sonra bir aylığına Midilli’ye geçtik. Belgeselin Atina ve İstanbul çekimlerinde, “Ne zaman Ayvalık’a döneriz,” diye gün sayıyordum resmen…

    Havası, suyu, kokusu. Tarifi zordur ya aşkın. Doğru zaman, doğru yer işte. Kader ağlarını örer, matrix kocaman bir denklem olup insanı içine çeker…

    Aşk hep içimdeydi artık. Beynimin bir köşesi, kalbimin bir yeri, hep o Ayvalık kokusu…

Bir yandan da hayat akışına gitti tabii.

    İş, güç, evlilik hatta çocuk. Her şey çok hızlıydı o zaman. Ama arka plan her zaman Ayvalık’tı. Çok sık ziyaret ettim. Bazen her ay. Artık dost çoktu. Zili çalınacak kapılar, tadılacak otlar aşinaydı.

    25 sene olmuş; dile kolay.

    Kaç kere iki günlüğüne gitmişizdir, kaç defa son anda başka planları iptal edip rotayı tekrar oluşturmuşuzdur…

    Gün batışlarını, denizin kokusunu, bazen hafif akşam inerken Cunda’da bir ince kadeh rakıyı, bazen Pizza Uno’yu özlüyorum. Bir küçük tetiklenmeyle, oradayım. Kendimi en mutlu hissettiğim yerde. Yaşlılığımda kendimi koyduğum resimde, tam orada.

    Büyük kızım hep Ayvalık’ta kalmak, orada okula gitmek isterdi. “Ben Ayvalıklı bir prensesim, prensimi de burada bulacağım,” derdi. Hep tütülerle dolaşan, pembe tenli, çok güzel bir kız çocuğuydu. İstanbul dönüşlerinde hep ağlardı. “Niye gidiyoruz, niye,” diye içli içli sorardı. 

    Akıllı cevaplar, mantıklı bakış açıları…

    Şimdi ben de bu soruyu soruyorum sık sık: Niye başka yer?

    Niye hep Ayvalık’ta değilim?

    Niye?

    Ayvalık’la yaşayamadığımız yılların rövanşı olsun istiyorum. Tüm kalbimle bunu diliyorum. Güzel dostlarımı zarifçe sarıp sarmalamak istiyorum. Kış akşamlarında birimizin evinde kestane yiyip kahkahalarla gülelim istiyorum.

    Ayvalık bekle; sana geliyorum!


Yorumlar


  • Instagram
  • Facebook
  • X

Dilek ve önerileriniz için bize yazabilirsiniz.

bottom of page